Cumartesi, Ekim 23, 2021

EURO 2020’nin ilk finalisti İtalya

16. Avrupa Futbol Şampiyonası'nda (EURO 2020) İtalya, normal süresi ve uzatma devreleri 1-1 sona eren maçta İspanya'ya penaltı atışlarıyla 4-2 üstünlük kurarak finale çıktı. İngiltere'nin...
Ana Sayfa Blog

İran Polis Teşkilatı’ndan Tahran’daki patlamaya ilişkin açıklama

0

İran Polis Teşkilatı Komutan Vekili General Hamid Hodavend, Tahran’da meydana gelen patlamaya ilişkin açıklamada bulundu.

General Hodavend, “Patlama sonucu çevredeki hiçbir bina zarar görmedi veya yangın yaşanmadı. Olayın nedeni araştırılıyor ve öğrenildiği anda detayları kamuoyuna açıklanacaktır.” dedi.

Farsça yayın yapan İran karşıtı TV kanallarının olaya dair suni gündem yaratmaya çalıştığını ifade eden General Hodavend, sosyal medyada paylașılan görüntülerinin bu olayla hiçbir ilgilisinin olmadığını söyledi.

General Hodavend, ​olayda can kaybı veya maddi hasar meydana gelmediğini aktardı.

Tahran’daki Millet Parkı yakınlarında gece yarısında şiddetli bir patlama sesi duyulduğu bildirildi.

İYİ Parti’den Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı Hakkında Flaş Açıklama

0

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Cumhurbaşkanı adayımız Kılıçdaroğlu” açıklamasına ilişkin açıklamada bulundu.

Denizli’de temaslarda bulunan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, partisinin buradaki il başkanlığında düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi.

“Türkiye’nin yeni bir siyasal döneme girdiğini” belirten Aydın, “İYİ Parti’nin Türkiye’nin geleceğine ve iradesine el koyma kararlılığıyla ortaya çıktığını, tesadüfen bir araya gelen insanların oluşturduğu bir topluluk olmadıklarını” anlattı.

“Yeni Türkiye şartlarında bir partiyi kurumsallaştırmanın, onu halkın gücü haline dönüştürebilmenin bir emeğin sonucu olduğuna” işaret eden Aydın, “İYİ Parti’nin varlığı bütün dengeleri bozmuştur, bütün hesaplar bozulmuştur. Yani iktidar için her şey zorlaştı, çünkü artık İYİ Parti var.” dedi.

“SEFERBERLİK HALİNDEYİZ”

Parti olarak milletle bütünleştiklerini, ilk seçimde iktidar olacaklarını savunan Aydın, yeni bir Türkiye idealini hep birlikte oluşturacaklarını aktardı.

İmam’ın Kudüs Hassasiyeti Filistin Direnişinin Son Zaferinde Meyvesini Vermiştir

0

İmam Humeyni’nin (r.a) düşüncelerini değerlendiren Bartın Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, “İmam’ın Kudüs hassasiyeti Filistin direnişinin son zaferinde meyvesini vermiştir” dedi.

Bugün, İslam Devrimi sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen 15 Hordad Kıyamı’nın (5 Haziran 1963) 58. yıldönümü.

İran halkının 15 Hordad Kıyamı aslında dünya genelinde başlayan İslami uyanışın başlangıç noktasıdır. 1963 yılında başlayan İmam Humeyni’nin kıyam hareketi 1979 yılında İran İslam Devrimi zafere ulaşmasıyla sonuçlandı. İran İslam Devrimi’nin siyasi, hukuki ve ruhani önderi olarak tarihe geçen İmam Humeyni’nin farklı ve eşsiz şahsiyeti onu diğer siyasi ve devrimci liderlerden ayırmaktadır.

Onun düşünceleri coğrafya sınırlarını aşmakta ve yarattığı devrimin geometrisi sadece sınır içinde kalmayıp aynı zamanda tüm dünyaya yayılmıştır.

Dünyadaki tüm siyasi elitler bazen farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen İmam Humeyni’nin tarihin seyrini ve küresel denklemi değiştirmedeki önemli ve etkili rolünü göz ardı edememişlerdir.

Mehr Haber Ajansı bu konuda Bartın Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Hüseyin Güneş ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Aşağıdaki yazıda Güneş’in verdiği yanıtları okuyabilirsiniz:

1- İmam Humeyni’nin (r.a) düşüncesini ve Doğu ve Batı’ya bağımlılık teorisini reddetmedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bismillahirrahmanirahim ve bihi esteîn. Bu sorunun ilk kısmını cevaplamak için ciltler dolusu kitap yazmak gerektiğini düşünüyorum. İmam’ın felsefe, irfan, tefsir, ahlak, fıkıh, siyaset gibi konuların her birinde derin bir ilme sahip olduğunu düşünürsek, bunun abartı olmayacağını hemen fark kederiz. Ancak benim burada İmam’ın düşüncesine dair gördüğüm en önemli hususlardan birini zikretmem yerinde olacaktır. Bu da İmam’ın sahip olduğu ilmi dalların her birinin diğeriyle irtibatlı olmasıdır. Söz konusu irtibatta bazen irfan felsefeyi kuşatırken, bazen tefsir fıkhı kuşatmakta; kimi zaman siyaset irfanla bütünleşirken, kimi zamansa felsefe irfan ile bütünleşmektedir. Belki daha doğru bir tabirle, her birinin İmam’da aşkın bir birlik ile tecelli ettiğini söylemek mümkündür. İmam’ın varlığı bu birliğin birbirinde kaynaşma, erime ve fena bulma mahalliydi. İmam’ın çağdaşı birçok değerli âlimin sahip olduğu makam ve ilmî dereceleri okumakta, araştırmaktayız. Aynı koşullarda yaşamalarına, benzer metotlarla ilim tahsil etmelerine rağmen İmam’ın temayüz etmesini buna, yani onun varlığında ilmin adeta mürekkep bir şey olmaktan çıktığını görüyoruz. Molla Sadra’nın işaret ettiği âlim ile malumun ittihadının bilinçli bir numunesidir İmam’ın varlığı. Buna binaen, çağdaşlarının bir kısmının irfan, bir kısmının siyaset, diğer bir kısmının felsefe gibi ilmi sahalarda gerçekten iyi olduklarını görebilmekteyiz.

Ancak diğer dallarda benzer şekilde tam bir vukufa sahip olduklarını söylemek mümkün değildir. Fıkhî kategoride müçtehit olabilmiştir belki, ama toplumun gündelik hayatı ile birebir ilişkili, içtimaî hayatın her alanıyla tam anlamıyla bağıntılı olan bu fıkhı İslamî gelenekten beslenen güncel siyasetle bütünleştirmemişlerdir. İmam Humeyni’nin düşüncesinin eşsizliğini kanaatimce burada aramak gerekmektedir. Bir başka deyişle Weberyan kavramlarla ifade edecek olursam; İmam Humeyni, Hz. Peygamberden tevarüs eden ve ulemanın kamusal temsiliyetlerinde dağılmış olan karizmayı, kendi şahsında kurumsal anlamda yeniden bütünleştirmiş ve devamlılığını sağlayacak bir yapı kurmuştur.

Doğu ve Batı’ya bağımlılık teorisini reddetmede ifa ettiği rolü de bendeniz bu bağlamda değerlendiriyorum. Zira İmam, teorik anlamda bu nevi bütüncül bakabildiği için, yani irfan, ahlak, siyaset, fıkıh vb. dalların nazari veçhelerini kendinde eritebildiğinden toplum tarafından bunların ameli olarak uygulanabildiği takdirde başka bir ideolojiye bağımlı olmasına gerek kalmayacaktır. Ne Rusya’nın sosyalizmine ve de ABD’nin kapitalizmine, yani bunların ideal devlet modellerine bağlı kalıplarla düşünmememiz gerektiğini savunmuştur İmam. Tam da burada şu hususu hatırlatmakta fayda görüyorum: Bağımlı olmak ve bağlantılı olmak ayrı şeylerdir. Fikri, siyasi, iktisadi vb. konularda doğu ve batıya bağımlı olmamak her iki tarafla bağlantılı olmamayı gerektirmez. Aksine bağlantılı olmak ayette geçen “birbirinizi tanıyasınız” (Hucurat: 13) ayetinin sırrıdır. Batıda ve doğuda yaşanan birçok tecrübe, insan denilen varlığı çok daha iyi tanımamıza neden olabilmektedir. Onun esfel-i sâfilîn halini atom bombasını kullanan ABD’de veya Filistin’e zulmeden siyonist rejimde görmeniz mümkündür. Bunun yanı sıra Kant’ın ahlak felsefesini ve bunun batı toplumuna nasıl tesir edebildiğini fark etmeden Rachel Corrie’nin Filistin’deki direnişini ve şehadetini de algılamamız mümkün değildir.

İmamın doğu-batı dikotomisini ABD ve Rusya’ya özgü düşünmemek gerekmektedir. İmam’ın bu dikotomisi, içinde yaşadığımız zaman içerisinde ABD ve Rusya veya kapitalizm ve sosyalizm ile paralel devam edebilecek başka odakları kapsayabileceği gibi, bunların inkıraza uğramasıyla değişecek misdaklarını da işaret eden, imleyen bir söylemdir.

2- İslam Devrimi’nin İmam Humeyni (r.a) tarafından kurulmasının ardından Batı dünyası, bu devrimin ve İmam’ın fikirlerinin sadece bölge halklarını bilgilendirmekle kalmayıp aynı zamanda Siyonist Rejim başta olmak üzere onların çıkarlarını ve güvenliğini tehdit edecek tehlikeli kavramlar içerdiğine inanıyordu. Siz, İmam Humeyni’nin (r.a) düşüncelerinin Kudüs’teki son gelişmeler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorunuza bir örnek üzerinden cevap vermek istiyorum. Filistin’deki İslami vakıflarla ilgili yapılmış araştırmaların birinde (Sami Salahat, el-Evkâfu’l-İslâmiyye fî Filistin ve Devruhâ fî Muvâceti’l-İhtilâli’l-İsrâilî, Merkezu Zeytune lid-Dirasat ve’l-İstişarat, Beyrut 2011) 170. sahifede Kudüs gününe bir başlık açıldığını görmüştüm. Kitapta verilen bilgiler bildiğimiz İmam’ın hayat verdiği Kudüs gününe dairdir. Filistinlilerin özellikle 2003’ten beri bu günde bazı programlar yaptığını, bunların Filistin’in Yahudileşme karşıtı bir bilinçlenmeye neden olduğunu kısaca anlatmış yazar ki kendisi de yurt dışında yaşamasına rağmen Filistinlidir. Ancak benim bu bilgilerde dikkatimi çeken İmam Humeynî adının yer almamasıydı. Bu kasten yapılmış bir şey değil; velev ki öyle olsa dahi İmam’ın sadece Kudüs gününü ihdası siyonizm karşısında bir bilinçlenme vesilesi olduğunu göstermektedir.

İmam Humeynî, Müslümanların Ramazan ayının son Cuma gününü tüm ümmet için Kudüs Günü olarak ilân ederek, Kudüs’ün dolayısıyla Filistin’in özgürlüğünün ne kadar önemli bir dinî vecibe olduğunun altını çizdi. Filistinli Müslümanların esarette yaşadıkları her andan Müslümanların mesul olduğunu ve Siyonist gasıpların işgal ettiği her karışın Allah’ın haremine bir saldırı olarak telakki edilmesi gerektiğini vurguladı. Bakınız, kurduğum birkaç cümle içerisinde işgal, esaret, gasp kavramları karşısında tüm duyularımızı harekete geçiren özgürlük kavramı bulunuyor. Siyonist rejim ve yandaşları için bugün en tehlikeli kavran özgürlüktür; en tehlikeli şey ise özgür insanların yaratacağı dünyadır.

İmam’ın bu konudaki hassasiyeti sadece Müslüman Filistinlilerin gördüğü eziyet ve işgâl şeklinde algılamamak gerekmektedir. Ona göre meselenin önemli bir diğer yönü dünya mustazaflarının müstekbirler karşısında konumlanmalarındaki problemdir. Mustazafların cihanşümul bir eylem repertuarına sahip olmasını amaçlayan imam,  bu repertuarı Filistin meselesiyle ortaya koymuş ve onlar için bir yol haritası çizmiştir. Bu harita üzerinde durduğu önemli kavramlardan biri Kudüs günüdür.

Kudüs gününü sadece Kudüs’teki mustazfların değil tüm dünya mustazaflarının günü olması gerektiği hususunda ısrar eden İmam, bu şekilde Amerika ve diğer kapitalist sömürgeci devletlerin ve onların İsrail misali uşaklarının tarih sahnesinden silinmesini istemiştir. Zira onlar var oldukça dünyada adalet tesis edilemeyecek ve dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki sömürü hareketleri devam edecektir. İmam, coğrafî sınırları aşarak tüm mustazaflara bu mesajı vermenin yanı sıra İslam ümmetine de Kudüs bilincini ihya etmesi hususunda özel mesajlar vermiştir. İslam ümmetindeki ve özellikle de yönetim kademesindeki insanların zorba zalim sömürgecilerle işbirliği içerisinde olmaları İmam’ın bu hassasiyetine neden olmuştur.

Dikkat ederseniz İmam’ın bu hassasiyeti Filistin direnişinin son zaferinde meyvesini vermiştir. Özgürlük ramazan ayı içerisinde kutlanan Kudüs günü akabinde adım adım Filistin’in tüm sathına dünyanın çoğunun tanımadığı bir Kudüs mahallesinden yayılmıştır.

3- İmam Humeyni’nin (r.a) İslam dünyasının gelecekteki gelişmelerine yönelik tedbirleriyle ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bu mevzuda önemli gördüğüm temel sorun “İslam dünyası” tanımlamasının nominal olmasıdır. Nominal olmasaydı, yani “İslam dünyası” günümüzde gerçekten var olsaydı İsrail’in son zulümlerini her zamanki gibi neticeye ulaşmayacak kınamanın ötesinde, caydırıcı tedbirlerle Filistin meselesine yaklaşması gerekirdi. Oysa Müslüman devletler kendi iç meselelerine dahi vahdet eksenli yaklaşmaktan uzaktırlar. Kimilerince Kürt-Türk, Arap-Acem vb. ayırımlara gidilerek İslam dünyasının gerçek anlamda etkin bir temsiliyetinin olması engellenmiş oluyor. Bana kalırsa İmam da Müslümanların bunu çözmeleri gerektiğine dikkat çekerek sürekli vahdete vurgu yapmıştır. Devletlerin kendi iç meselelerde vahdet politikaları üretemediğinde, başka Müslüman devletlerle de İslam dünyasını gerçek anlamda oluşturması mümkün değildir.

Peki, bu nasıl mümkün olabilir? Bunun iki yolu bulunuyor: İlki, Müslüman halklar kendi idarecilerini sivil toplum kuruluşlarıyla, gösteri ve protestolarla, oy haklarını bilinçli kullanarak istedikleri mecraya çekecek, insani tutum ve davranışlar çerçevesinde İslam dünyasının vahdet eksenli teşekkülünün sağlanmasını talep edecekleridir. Diğer çözüm ise devrimdir. Bence bunların her ikisi de mümkün ve şartlara göre değerlendirilebilecek süreçlerdir.

İmam’a göre İran’ın bu bağlamda bir politik sürece toplumsal anlamda katkı sağlaması İslam’ın devletin yönetiminde etkin olasıyla mümkündü. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da devrimdi. Eğer İmam’ın tedbirlerinden burada bahsetmemiz gerekiyorsa, İran’da İslam devriminin vukuu akabinde İmam’ın kitlesel katılımla yapılmasını istediği seçimi asla unutmamalıyız. Böylece İmam toplumun bu kıyam hareketini desteklediğini tüm dünyaya göstermiş oluyordu. Ama bizler için taşıdığı anlam belki çok önemliydi ve Müslüman ülkelerdeki toplumsal hareketler için varoluşsal bir tedbir nasihatiydi: sağlam bir toplumsal desteğiniz yoksa başarınız geçici olur. Bu İmam’ın Ehli Beyt öğretisinden aldığı bir derstir aslında. İmam Ali ve oğlu İmam Hüseyin haricinde kendilerine yönetici olmaları talebi gelmediği için diğer imamlar yönetime zahiren talip olmadılar. Bu İslam öğretilerinin tanınması, doğru anlaşılması, yayılması vb. faaliyetlerin durması anlamına gelmemekteydi tabii. Tekrar mevzuya bağlayacak olursam; bence İran İslam devriminin kendisi dünya Müslümanları için alınmış büyük bir tedbirdir. Bunu siyasi anlamda söylediğimi düşünecek çoğu kişi; oysa tüm eksikliklerine rağmen devrimden çok daha güçlü kurumsallaşan hawza-yı ilmiyenin dünya çağına yayılan faaliyetlerini bu tedbirler içerisinde değerlendiriyorum.

Irak Direnişinin ABD’ye Tepkisi Ezici Olacaktır

0

Irak Ketaib Hizbullah Hareketinin güvenlik dairesi başkanı yaptığı açıklamada, diplomatik merkezlere yapılan saldırının direniş açısından reddedildiğini ve Irak direnişinin herhangi bir askeri saldırıya tepki vereceğini söyledi.

Irak Ketaib Hizbullah Hareketinin güvenlik ofisi başkanı Ebu Ali el-Askeri, bu ülkedeki diplomatik tesislere yönelik saldırılar hakkında konuştu.

Ebu Ali el-Askeri konuyla ilgili olarak şu ifadelerde bulundu: ‘Irak direnişi açısından diplomatik merkezlere yönelik herhangi bir saldırı reddedilmektedir. İşgalcilerin Irak’taki varlığını destekleyenler haindir.

Ketaib Hizbullah Hareketinin bu yetkilisi, ABD’nin direniş mevzilerine yönelik art arda düzenlediği saldırılara atıfta bulunarak şunları söyledi: ‘Irak direnişinin herhangi bir askeri saldırıya tepkisi ezici olacaktır. ABD askerleri Irak’tan ayrılana kadar hedef alınacaklar.’

Öte yandan Irak parlamentosu üyesi Abbas Sarut da şu ifadelerde bulundu: ‘ABD, IŞİD’in Irak’a girmesi için Gönüllü Halk Güçlerini hedef alarak bir ön hazırlık yapıyor. ABD’nin Gönüllü Halk Güçlerine ve Irak sınırlarına yönelik tekrarlanan saldırıları Irak’ın egemenliğinin ihlalidir. Gönüllü Halk Güçlerinin geçit töreni ABD’yi kızdırdı. Amerikan birliklerinin geri çekilmesine ilişkin parlamento kararını uygulamak Irak hükümetinin görevidir.’

ABD’nin Haşd Şabi savaşçılarına karşı hareketlerini önlemek için caydırıcı eyleme ihtiyaç olduğunu vurgulayan Abbas Sarut, “Sınırlarda Gönüllü Halk Güçlerini hedef almak, IŞİD’in girişi için bir başlangıçtır” dedi.

ABD geçtiğimiz günlerde Gönüllü Halk Güçlerinin Irak-Suriye sınırındaki mevzilerini hedef aldı. ABD savaş uçakları, Suriye-Irak sınırındaki Ebu Kemal bölgesinde Gönüllü Halk Güçleri mevzilerini bombaladı. Irak kaynakları, bu saldırıda dört Haşd Şabi kuvvetinin şehit olduğunu söyledi.

ABD’li yetkililer, bu suç ve cinayeti meşrulaştırmak için sabah saatlerinde Haşd Şabi mevzilerine düzenlenen saldırının meşru müdafaa olduğunu iddia ettiler! ABD’nin bu eylemi Iraklıların tepkisine neden oldu.

İranlı şair Şehriyar’ın evine kısa bir yolculuk

0

İranlı büyük şair Şehriyar’ın Tebriz kentindeki evi vefatından sonra müzeye cevirilmiştir.

Müzede Şehriyar’ın kullandığı bütün eşyalar hatta evinde yer sofrasında son yediği yemeğin malzemeleri, ceketi ve bir çok özel eşyaları sergileniyor.

1989 yılında Tebriz Belediyesi tarafından satın alınan ve merhum Şehriyar’ın ailesinin rızasıyla edebiyat müzesine dönüştürülen evin yapısı 1951 yıılarına dayanıyor.

Dört odadan oluşturulan bu evde 500’den fazla değerli eşyalar bulunmaktadır.

موزه استاد شهریار

عکس استاد شهریار در خانه استاد شهریار

فضای داخلی خانه استاد شهریار

زیرزمین خانه استاد شهریار

بازدیدکننده در خانه استاد شهریار

خانه استاد شهریار تبریز

İran’dan Siyonist büyükelçinin son iddialarına tepki

0
İran’ın Bakü Büyükelçisi Seyyid Abbas Musevi

İran’ın Bakü Büyükelçisi Seyyid Abbas Musevi, Twitter üzerinden Siyonist Rejim’in Azerbaycan büyükelçisi George Deek’in İran karşıtı son iddialarına tepki gösterdi.

İran’ın Bakü Büyükelçisi Seyyid Abbas Musevi, kişisel Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda Siyonist Rejim’in Azerbaycan büyükelçisi George Deek’in İran karşıtı son iddialarına tepki gösterdi.

Musevi’nin attığı twette şu ifadelere yer verildi:

“Bölgemiz, sahte Siyonist Rejim’in kurulmasından hemen sonra savaş ile karanlığa gömüldü. Bölgenin bir kez daha barışa, ışığa, refaha ve tüm ulusların barış içinde bir arada yaşamasına tanık olması çok uzun sürmeyecektir.”

İran'dan Siyonist büyükelçinin son iddialarına tepki

EURO 2020’nin ilk finalisti İtalya

0
İtalya, İspanya

16. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda (EURO 2020) İtalya, normal süresi ve uzatma devreleri 1-1 sona eren maçta İspanya’ya penaltı atışlarıyla 4-2 üstünlük kurarak finale çıktı.

İngiltere‘nin başkenti Londra’daki Wembley Stadı’nda oynanan ilk yarı final maçında, İtalya ile İspanya karşılaştı.

25. dakikada gelişen İspanya atağında ceza alanında Mikel Oyarzabal’ın pasında topla buluşan Dani Olmo’nun rakiplerinin arasından yaptığı vuruşta, kaleci Gianluigi Donnarumma gole izin vermedi.

45. dakikada bu kez İtalya gole yaklaştı. Sol taraftan ceza alanına giren Lorenzo Insigne’nin pasıyla hareketlenen Emerson’un sert şutunda, üst direğe çarpan top auta gitti.

Karşılaşmanın ilk yarısı 0-0 sona erdi.

53. dakikada sağ taraftan ceza alanına giren Oyarzabal, pasını Sergio Busquets’a aktardı. Bu futbolcunun ceza yayı içinden şutunda, top az farkla üstten auta çıktı.

60. dakikada İtalya 1-0 öne geçti. Sol taraftan gelişen atakta Ciro Immobile’nin topla buluşmasını engellemek isteyen İspanya savunmasının müdahalesinde boşta kalan meşin yuvarlağı Federico Chiesa kontrol etti. Ceza alanına giren bu futbolcunun şık bir vuruşla uzak köşeye gönderdiği top, ağlarla buluştu.

80. dakikada İspanya beraberliği yakaladı. Olmo ile yaptığı verkaçla ceza alanına giren Alvaro Morata, yerden bir vuruşla topu kaleci Donnarumma’nın sağından filelere gönderdi: 1-1.

Gol sayısını 6’ya çıkaran Morata, ülkesinin Avrupa Futbol Şampiyonaları’nda en fazla gol atan futbolcusu oldu. Fernando Torres’in turnuvalarda 5 golü bulunuyor.

Müsabakanın normal süresi ve uzatma devreleri 1-1 sona erdi ve penaltı atışlarına geçildi.

İtalya’da Belotti, Bonucci, Bernardeschi ve Jorginho atışları gole çevirirken, Locatelli penaltıyı kaçırdı.

İspanya’da ise Moreno ve Alcantara penaltılarda gol sevinci yaşadı, Olmo ve Morata fileleri havalandıramadı.

Penaltı atışlarında İspanya’ya 4-2 üstünlük kuran İtalya, adını finale yazdırdı.

Öte yandan, Penaltı atışlarını heyecanla izleyen İtalyanlar, ‘Gök Mavililer’ olarak anılan takımlarının, İspanya’ya 4-2’lik üstünlük kurmasıyla büyük sevinç yaşadı. Taraftarlar galibiyeti coşkuyla kutladı.

Bazı taraftarlar Roma caddelerinde araçlarıyla konvoy yaptı, çoğu taraftar da kentin önde gelen meydanlarında havai fişek atarak kutlamalarını sürdürdü.

Turnuvanın diğer yarı final maçında bugün İngiltere ile Danimarka, Wembley Stadı’nda TSİ 22.00’de karşı karşıya gelecek.

Jamaika, köle ticaretindeki rolü nedeniyle İngiltere Kraliçesi’nden tazminat talep edecek

0
İngiliz

İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerden Jamaika, İngiltere’nin transatlantik köle ticaretindeki rolü nedeniyle kurbanlar ve aileleri için Kraliçe 2. Elizabeth’ten tazminat talep etmeye hazırlanıyor.

Jamaika hükümeti, köleliğin zarar verici etkilerinin hala devam ettiğini belirterek Kraliçe 2. Elizabeth ve İngiltere’ye sunulmak üzere tazminat dilekçesi hazırlayacaklarını bildirdi.

Kültür, Toplumsal Cinsiyet, Eğlence ve Spor Bakanı Olivia Grange, yaptığı açıklamada, “Transatlantik köle ticaretinin kurbanları ve torunları için telafi edici adalet arayışına yönelik çabamızda daha fazla adım attığımızı duyurmaktan özellikle memnuniyet duyuyoruz” dedi.

Söz konusu tazminat dilekçesi adımı, Jamaika’daki muhalefet partisi Halkın Ulusal Partisi (PNP) tarafından da desteklendi.

PNP lideri Mark Golding, muhalefetin kölelik tazminatı çağrısını oldukça uzun zamandır desteklediği açıklamasında bulundu.

İngiliz tahtının sahibi, İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerde devlet başkanı görev ve yetkilerini, kendisi tarafından atanan Genel Valiler aracılığı ile sürdürüyor.

İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerde hükümet programı, Başbakanlar tarafından hazırlansa da Kraliçe’nin temsilcisi olarak Genel Valiler tarafından okunuyor. Bu durum, Devlet Başkanı olduğu için hükümetin ‘Kraliçe’nin hükümeti’ olarak kabul edilmesinden kaynaklanıyor. İngiltere’de de Başbakan tarafından hazırlanan programı Kraliçe bizzat kendisi okuyor.

İran sinemasından bir film Güney Kore’de gösterilecek

0

Muhammed Salehi Nejad’ın yazıp yönettiği ‘Koza ve Kelebek’ adlı uzun metrajlı film, Busan Uluslararası Çocuk ve Gençlik Filmleri Festivali’nde gösterilecek.

İranlı sinemacı Muhammed Salehi Nejad’ın yazıp yönettiği ‘Koza ve Kelebek’ adlı uzun metrajlı film, bu sene 16’ncısı düzenlenecek olan Busan Uluslararası Çocuk ve Gençlik Filmleri Festivali’nde sinemaseverlerle buluşacak.

‘Koza ve Kelebek’ adlı uzun metrajlı filmin özeti şöyledir:

“8 yaşındaki Pervane engelli olduğu için okula gidemiyor. 9 yaşındaki Yaver ona okuma yazma öğretmeye çalışıyor”

Busan Uluslararası Çocuk ve Gençlik Filmleri Festivali 5-12 Temmuz 2021 tarihleri arasında Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenecek.

Japonya’nın Tahran Büyükelçisi: Urmiye Gölü’nün canlanması sevindiricidir

0
Urmiye Gölü

Japonya’nın Tahran Büyükelçisi Aikava Kazutoşi, Urmiye Gölü’nün canlanması için iyi önlemler alındığını ​​ve bu gölün canlanmasından mutluluk duyduklarını söyledi.

Doğu Azerbaycan Sivil İşlerden Sorumlu Vali Yardımcısı ile görüşen Kazutoşi, Tebriz’i ikinci defa ziyaret ettiğini belirterek, ‘Bu sefer Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ekibiyle birlikte Urmiye Gölü’nün canlandırılmasına yönelik ortak yürütme programlarının sürecini gözlemlemek için Tebriz’e geldim’ dedi.

Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı’nın (JICA) Urmiye Gölü’nü canlandırmak için İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti ile işbirliği yaptığına değinen Kazutoşi, ‘Urmiye Gölü’nü canlandırmak için iyi çabalar sarf edildi ve gölün canlandığını görmekten çok mutluyum. Yönetici ortakların sempati ve işbirliğiyle bu yönde daha fazla adım atmayı umuyoruz’ ifadesini kullandı.

Urmiye Gölü’nün bölgede yaşayan insanlar için birçok fırsat ve kaynak yarattığını dile getiren Kazutoşi, Doğu Azerbaycan Valiliği’nin Urmiye Gölü’nün canlandırılmasında JICA ile yaptığı işbirliğini takdirle karşılayarak, ‘Japonya’nın Doğu Azerbaycan’da konsolosluğu bulunmamaktadır ancak ilin üst yönetimi son yıllarda Japonların programlarını desteklemiştir’ değerlendirmesinde bulundu.

Kazutoşi, ‘Koronavirüsün patlak vermesiyle birçok kısıtlama, dayatma ve geziler sınırlandırıldı ve İran Dışişleri Bakanlığı, Urmiye Gölü’nün canlandırma projelerini yakından takip etmek için Doğu Azerbaycan iline seyahat etmek için özel bir izin verdi. Gölün canlandırılması hükümet için ulusal düzeyde önemlidir’ diye ekledi.

Son Haberler

İran Polis Teşkilatı’ndan Tahran’daki patlamaya ilişkin açıklama

İran Polis Teşkilatı Komutan Vekili General Hamid Hodavend, Tahran'da meydana gelen patlamaya ilişkin açıklamada bulundu. General Hodavend, "Patlama sonucu çevredeki hiçbir bina zarar görmedi veya yangın...