Moskova ile Pekin arasındaki stratejik katılım, ortak bir ABD düşmanlığının sonucudur

0
93

Dr.Ahmet Vakhshiteh, Doçent, Avrasya Ulusal Üniversitesi

Rusya ve Çin, uluslararası sistemde 4,200 kilometrelik sınırı paylaşan iki bölge ötesi güçtür. Tüm ülkeler arasındaki sınır anlaşmazlıkları, özellikle ortak sınırlarının çok büyük olması ve sadece 650 km’nin kara ve geri kalanın su sınırı olması nedeniyle doğaldır; Ama neden iki güçlü komşu arasındaki farklılıklar işbirliğinin gölgesi altında bu kadar azalmıştır?

Son on yılda, uluslararası sistem, Birleşik Devletler’in hegemonyasını etkileyen bir ekonomik süper gücün ortaya çıkışına tanık oldu;digger yandan Rusya da çöküş sonrası yıllardan uzaklaşarak, bölge üstü bir güç olarak ortaya çıktı ve Trump’ın başkanlığı sırasında Kremlin’e yaklaşımını güçlendirme ve bölgesel ve uluslararası krizlerin çözümünde kilit bir rol oynama fırsatı verildi. ; Ve elbette ortak bir düşmanın varlığı, iki Doğu gücünün çeşitli konularda yakınlaşmasına yol açtı.

Moskova ve Pekin her zaman Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’dan gelen ortak tehditlerle karşı karşıya kaldılar, bu da BM Güvenlik Konseyi’nin iki üyesi arasında yaygın bir işbirliğine yol açmış ve Koalisyonlarını kurmak için uluslararası düzenlemede birçok bölgesel ve bölge ötesi aktörü Oryantalizm doktrinine çevirecek bir kutup daha kurumuştur.Son yıllarda Rusya, Washington’un artık sadece küresel bir hegemon olmadığını ve Rusya, Çin ve diğerleri gibi diğer yükselen güçlerin çeşitli küresel meselelerde karar alma sürecinde belirleyici bir rol oynadığını kabul etmesi gerektiğini savunarak dünya düzeninde çok taraflılığı sürdürsede, birçok Rus uzman, yeni dünyada artık yeni bir iki kutupluluğun ortaya çıktığına inanıyor: Amerika Birleşik Devletleri ve Çin.

ABD’nin son on yılda Rusya ve Çin hakkındaki dış politika söylemi, “rekabet” ve “düşmanlık” olmak üzere iki anahtar sözcük etrafında dönmüş görünüyor; Nitekim, Obama dönemine denk gelen Rusya’da Putin’in yeniden seçilmesinden sonra Washington, Moskova ile düşmanlığa ve Pekin ile rekabete yöneldi; Trump yönetimi altında, her iki ülke de geleneksel olarak Beyaz Saray için bir tehdit oluşturdu, ancak Amerikan söylemi çok az değişti ve Washington, Çin’i düşman ve Rusya’yı rakip olarak gördü. bu dönemlerin her birinde ABD, birini ağır bir şekilde siyasi baskı ve ekonomik ambargolar altına almış, diğeriyle rekabet kavramı altında koalisyondan çıkıp daha iyi bir atmosfer yaşayabileceği mesajını vermiştir. Bu mesele Biden döneminde de devam edecek gibi görünüyor ve Beyaz Saray’ın Kremlin ile ilişkileri tanımlayan görüşüne bir kez daha düşmanlık kavramı hakim olacağı tahmin ediliyor; Rusya ise, Pekin’in iki ülke arasındaki tüm farklılıklara rağmen hırs ve heyecan peşinde koşmadığını, ABD’nin yaklaşımının Rusya ile Çin ilişkilerini kıramayacağına inanıyor.

Moskova ve Pekin’in geçtiğimiz yıllarda temel stratejik işbirliğini tanımlamasının ve uygulamasının nedeni budur; Özellikle enerji alanındaki geniş ekonomik anlaşmaları içeren ortaklıklar ve geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’nun tehditleri kisvesi altında askeri güvenlik ortaklıkları uzayda da derinleşti. Ruslar, bu ortaklığın bozulmasının ilk sonucunun Moskova’nın izolasyonu olacağını çok iyi biliyorlar; Böylece, kalıcı bir dostluğun olduğu yerde her şeyin iyi gittiğini söyleyen bu Rus atasözünü uygulamaya koymaya çalıştılar. Bu yaklaşım, 2019 sonunda Sibirya enerji boru hattının işletilmesinde açıkça görülmektedir. Ki Buna göre 2025 yılına kadar Rusya’dan Çin’e yılda 38 milyar metreküp doğalgaz taşınacak ve Çin Ulusal Petrol Şirketi bunun %85’ini satın almak zorunda kalacak.

İki ülkenin Güvenlik Konseyi üyesi olarak önemli uluslararası kuruluşlarda işbirliğine ek olarak, teknoloji alanına katılımları da çok önemli ve bu alanda iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir pencere açılmış gibi görünüyor; Çünkü Vladimir Putin 2020 ve 2021’i Çin ve Rusya’da bilimsel ve teknolojik yenilik yılı olarak adlandırdı. Çin’in Rusya büyükelçisine gore bu yakınlaşma, Corona virüsünün ortaya çıkmasının ardından karmaşık uluslararası bağlamda, iki ülke arasında en yüksek düzeyde stratejik ortaklığa yol açtı.

Washington’un kendilerini her zaman tehdit eden ve ambargo uyguluyarak kontrol altına almaya ve izole etmeye çalışan Çin ve Rusya’ya bakışına rağmen; gerçekçiliğe dayalı pragmatik bir yaklaşımla Pekin ve Moskova, tecrit tuzağına düşmemek için Batı ile ilişkilerde azami işbirliği potansiyelinin peşinde.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here